Facebook | Twitter | Google | RSS
reklam ve iletişim : info@isinsani.com
01
Ekim


İbrahim ÇEÇEN - İçtaş Holding

1941 yılında Ağrı’da doğmuş, Cumhuriyet Üniversitesi İnşaat mühendisliği bölümünü bitirmiş ve 1969 yılında İçtaş İnşaat’ı kurmuş ve şu an faaliyette bulunan IC Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda da IC Vakfı kurucusu. 1984 yılından beri kurduğu bu vakıfla 1984- 2007 arasında 3000 öğrenciye karşılıksız burs vermiştir. Tabi İbrahim ÇEÇEN’İN sosyal ve kültürel faaliyetleri bununla sınırlı değildir.

Kurduğu Vakfın amacı:

1- Türkiye genelinde ihtiyaç sahibi ve başarılı üniversite öğrencilerine karşılıksız eğitim bursları vermek.

2- Eğitim kurumlarına katkı ve bağış yapmak.

3- Kültür ve spor aktivitelerine destek vermek.

4- Sağlık yardımlarında bulunmak.

5- Yurtdışı kardeş üniversiteler, öğretim üyesi ve öğrenci değişim programlarına destek, AB ve diğer fon kaynaklı projelere destek sunmak.

Tüm bunların içerisinde en belirgin ve göze çarpan tartışılmaz hizmeti ise, Ağrı gibi geri kalmış bir vilayetimize yaklaşık 60 MİLYON USD kaynak ayırarak AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ’Nİ kurmaktır. Şu anda bu üniversitemizin fiilen hizmete girmesi için tüm altyapı çalışmaları süratlice yapılmaktadır.

Zat-i alileri, eğitim, sağlık, spor ve sanat alanlarında yaptığı hizmetler taktire şayandır. Ülkesi için gayretli çalışmaları, katkıları ve üstün başarılarından dolayı 2007 yılında TBMM tarafından “DEVLET ÜSTÜN HİZMET MADALYASI” ile ödüllendirilmiştir. 

Okul, cami, köprü, çeşme ve üniversite yapımı için özel gayret sarf eden az da olsa iş adamlarımız ve hayır sahibi insanlarımız vardır. İşte bunlardan bir tanesi de, IC Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı  İbrahim ÇEÇEN Beyefendidir.

İbrahim ÇEÇEN, Ağrılı bir inşaat mühendisi olmasına rağmen Kocaeli’nde de tanınır. Zira, Yahya Kaptan’daki konutların tercih edilen bloklarını o yapmıştır ve onun yaptığı bu bloklar sağlam ve güvenlikliler arasında hep zikredilir.

 

İBRAHİM ÇEÇEN’İN HAYATINA GENEL BİR BAKIŞ
İbrahim Çeçen, 1941 yılında İkinci Dünya Harbi’nin yaşandığı bir dönemde dünyaya gelmiştir. Her ne kadar Türkiye Dünya harbine girmese de savaştan çok etkilenmiş ve birçok kıtlık yaşamıştır. Böyle bir ortamda dünyaya gelmiş ve çocukluğu zorluk içinde geçmiştir. İlköğretim ve lise eğitimini Ağrı’da tamamlamıştır. Okurken ayrıca boş zamanlarında çalışarak eğitim aşkını göstermiştir. Bu eğitim aşkını ileride doğduğu şehirde üniversite kurarak gösterecektir.
 
          İbrahim Çeçen, lise eğitimini tamamladıktan sonra Ankara’ya 1959 yılında yüksek okul sınavlarına hazırlanmak için gitti. Ankara’ya üç arkadaşıyla giden İbrahim Çeçen, Kimya ve Endüstri Fabrikasında gündüz çalışıp akşamları da imtihanlara hazırlanırdı. Ankara’da tekniker okulunu kazanarak okumaya başladı ve aynı zaman da fabrikada çalıştı. Ancak 1960 ihtilalı yaşandı ve çalıştığı fabrikadan çıkarıldı. İhtilal’dan sonra tekniker okulunu 1962 yılında bitirdi. Bitlis’ten döndükten sonra Cumhuriyet Üniversitesi İnşaat Mühendisliğini 1,5 yılda hızlandırılmış program şeklinde bitirmiştir.
 
Bitlis’e Bayındırlık Müdürlüğü’ne Yapım Şefi memuru olarak atanan İbrahim Çeçen’in memuriyet hayatı kısa sürdü. Çünkü dönemin valisi, milli eğitim müdürünü görevden almak için İbrahim Çeçen’den ispiyonculuk yapmasını ister. Ancak kendisine dürüstlüğü ilke eden İbrahim Çeçen bu isteği reddeder ve valiye müfettiş tutmasını ister. Vali İbrahim Çeçen’i görevden alır ve bu şekilde İbrahim Çeçen’in memuriyet hayatı son bulur.
İbrahim Çeçen kısa memuriyet hayatından sonra arkadaşı Yasin Barut ile mühendislik ofisi kurarak inşaat alanında iş yapmaya başlar. Kamu binaların yapımı alanında zamanla ihaleler alarak Türkiye’nin yapılanmasında önemli işler yapar. 1969 yılında Ankara’ya gelerek arkadaşı ile İçtaş İnşaat Şirketi’ni kurarak büyümeye başlar. İnşaat sektörü dışında zamanla enerji, turizm, sanayi, hava ve liman işletmenciliği sektörlerinde de önemli işlere imza atarak otuzdan fazla şirketin bağlı bulunduğu IC Holding’i kurar. Kırk yılı aşan iş hayatındaki başarısını yaptığı işlerde öz sermayesi ile hareket etmesine bağlar.
İbrahim Çeçen, memleketin ve doğduğu ilin eğitim alanındaki yetersizliğine bir nebze katkıda bulunabilmek için 1986 yılında Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in başlattığı ‘Kendi Okulunu Kendin Yap’ kampanyası ile Ağrı’da ilk beş derslik okulu yapmıştır. Ayrıca 1998 yılında kendi adını taşıdığı 16 derslik İbrahim Çeçen İlköğretim okulunu yapar. Bunun dışında 1984 yılından beri 3 binin üstüne üniversite öğrencisine burs vermiştir.
Ağrı için yaptıkları İbrahim Çeçen için kâfi gelmiyordu. Başta eğitim alanında Ağrı’nın kalkınması için arayış içinde olan İbrahim Çeçen, Erzurum Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Yaşar Sütbeyaz’ın tavsiyesi ile üniversite kurmaya karar verir. 2003 yılında YÖK’e yapılan yazılı ve sözlü müracaatlar kabul edilmez. Daha sonra devletin 17 ilde üniversite kurulması kararında Ağrı’nın da bulunması İbrahim Çeçen’in büyük katkıları sonucudur. Kendi sermayesi ile Ağrı’da üniversite kurarak ilimizin pilot bölge konumuna gelmesini sağlayacaktır. Ayrıca TBMM tarafından 2007 yılında ‘Devlet Üstün Hizmet Madalyası’ alarak onurlandırılmıştır. İbrahim Çeçen ve ailesi, Ağrı ilimizin diğer varlıklı iş adamları için örnek teşkil edecektir. Ağrı halkı olarak bu hizmetlerinin karşılığını yaptığı eserlere sahip çıkarak bir nebze karşılayabiliriz.
İbrahim Çeçen Vakfı için ayrı bir satır açmak lazım. İbrahim Çeçen, 2004 yılında kurularak eğitim, sağlık, spor, kültür ve sanat alanlarında yürüttüğü projeler ve yardımlar ülkemizin ve Ağrı ilimizin sorunlarını çözümde bulunmak için önemli bir rol üstlenmiştir. Kısa sürede önemli projeler kurarak birçok kuruma önemli yardımlarda bulunmuştur. Ayrıca üniversite öğrencilerine verilen burs desteği ile birçok öğrencinin önemli yerlere gelmesini sağlamıştır.
Başta İbrahim Çeçen olmak üzere ailesi, holding ve vakıf çalışanlarının yürüttükleri hizmetleri Ağrı ilimizin büyüyüp kalkınmasında önemi her zaman örnek teşkil edecektir. İbrahim Çeçen ve tüm ailesine 

 

 

İbrahim Çeçen: Üniversite, çölde bir vaha gibi olmalıdır...
“Ülkemin eğitim ihtiyaçlarına katkıda bulunabilmek, hayatımın her döneminde önem verdiğim bir konu oldu. 1998 yılında yaptırdığım ikinci okul olan 16 derslikli İbrahim Çeçen İlköğretim Okulu’nun temel atma töreni için Ağrı’ya gittiğimde o günkü Milliyet gazetesi “Türkiye’nin en fakir ili, kişi başına düşen 550 Dolar gelirle Ağrı ilimizdir,”diye manşetten bir haber yayımlamıştı. Bu nedenle, hem doğduğum yer, hem de Türkiye’nin imkanları en kısıtlı illerinden Ağrı'yı pilot bölge seçtim"
 
Bu sözlerin sahibi İbrahim Çeçen 1941 yılında Ağrı’da doğuyor. İlk, orta ve lise öğrenimi Ağrı’da tamamladıktan sonra, Cumhuriyet Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oluyor. 1964’te çalışma hayatına atılıyor ve 1969’da İçtaş İnşaat’ı kuruyor. Halen inşaat, enerji, turizm, sanayi, hava ve deniz liman işletmeciliği sektörlerinde 30’dan fazla şirketin bağlı olduğu IC Holding’in Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyor. Türkiye’nin kalkınmasına katkıda bulunmak amacıyla birçok atılımda bulunan İbrahim Çeçen, eğitim, sağlık, spor ve sanat alanlarında katkılarından dolayı 2007 yılında TBMM tarafından “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile ödüllendirildi. Gurur duyulacak bir yaşam öyküsüyle karşı karşıyayız. İbrahim Çeçen ile tüm bu süreci konuştuk.
 
Çok yoğun ve başarılı bir iş hayatı sürecinde Vakıf kurma düşünceniz nasıl oluştu? Vakıf kurmak sizce neden önemli?
 
Bu ülkenin yetiştirmiş olduğu bir iş adamı olarak, ülkeme sosyal sorumluluk bilinciyle hizmet vermek ve bir anlamda bu topraklara borcumu ödemek yükümlülüğü ve zorunluluğu fikrini daima yüreğimde taşıdım. Bu sorumluluk duygusu ile ülkeme yapılacak en önemli ve anlamlı yatırımın, “Eğitime verilen destek olduğu” kanaatinden yola çıkarak, 1984 yılından beri öğrencilere karşılıksız burs veriyoruz. Önceleri bu verdiğimiz burslar pek kayda almadığımız yardımlar şeklinde oldu. Burs sayıları artınca kurumsal bir yapı içerisinde olmasının doğru olduğunu düşündük ve bunun için de 2004 yılında İbrahim Çeçen Vakfı’nı kurduk. Ancak bu eğitim katkıları ile sınırlı kalmak yeterli gelmedi. Vakfın faaliyetleri içine sağlık, spor ve kültür konularını da ekledikten sonra bir adım daha atarak, vakfımızın kültürel etkinliklerine ev sahipliği yapması için IC Sanat Galerisi’ni kurdum.
 Vakfı kurmanın önemli bir amacı da benden sonra çocuklarımın bu işi devam ettirmelerine imkan verecek, denetimi sağlanabilen, devamlılığı söz konusu olan kurumsal yapıyı oluşturmaktı.
 
Bugüne kadar binlerce üniversite öğrencisine karşılıksız burs verdiniz ve halen de veriyorsunuz, bu sizde nasıl bir duygu uyandırıyor?
 
 İnsanlara yardım ettiğinizde, hele ki bu yardımın yerine ulaştığını ve olumlu sonuçlar yarattığını gördüğünüzde çok mutlu oluyorsunuz. Nasıl ki; bir ağaç dikersiniz, onun büyümesini izlersiniz, meyve verdiğine tanıklık edersiniz ve tüm bu süreçten büyük mutluluk duyarsınız. Burs da aynen buna benzer, çok kutsal kabul ettiğim bir iştir. Burs verdiğimiz öğrencilerin, okullarını bitirdikten sonra kendilerine, ailelerine, ülkeye yararlı birer birey olduklarını görmek bize gerçekten tarifsiz bir mutluluk yaşatıyor. İş hayatlarında başarılı olmaları bizleri ayrıca gururlandırıyor.
 
Bursiyerlerimiz çok başarılı
 
İnsanlar hayatlarında mutluluk duyduğu şeyleri sürekli yapmak isterler. Bizler de burs vermeye devam edeceğiz. Olanaklarımız çerçevesinde, her geçen yıl artırarak burs vermeyi sürdüreceğiz. Bizi gururlandıran bir başka konu da şimdiye kadar burs verdiğimiz öğrencilerden çok iyi sonuçlar almamız. Hemen hemen herkes okulunu bitirdi. Neredeyse yüzde yüze yakın bir başarı söz konusu. Demek ki iyi izlemiş, doğru öğrencileri seçmişiz diye düşünüyorum.
 
Üniversite düşüncesi sizde nasıl oluştu?
 
Ülkemizde yaşanan işsizliğin, ekonomik kalkınmanın önündeki engellerin başında eğitim eksikliğinin geldiğini düşünüyorum. Eğitim konusu çözülmeden bu sorunların ortadan kalkmayacağına inanıyorum. Bu düşünceden yola çıkarak, imkanlarımı eğitime katkı sağlama amacıyla kullanmaya karar verdim. Türkiye’nin en fakir ili Ağrı’da -ki benim de yetiştiğim büyüdüğüm, çocukluğumun geçtiği ildir- eğitim kurumları kurarak başladım bu faaliyetlerime. 1986 yılında bir ilkokul yaptım. Sonra 16 derslik, yani sekiz yıllık bir ilköğretim okulu ile devam ettim. Erzincan ve Ankara Lalahan’da iki ilköğretim okulu daha yaptırdım. İmkanlarımız artınca bir fakülte yapma arzusu doğdu, bu yolda çalışmalar yaparken bir üniversite yapmanın daha doğru olacağını gördüm. Ağrı’nın sosyal, kültürel ve ekonomik yönden gelişimine çok büyük fayda sağlayacağını düşündüm. Üniversite fikri kafamızda oluştu ama gerçekleştirmek için uzun yıllar uğraştık. Maalesef bazı bürokratik engellerle karşılaştık. Bir hayli geciktikten sonra 2007 yılında hükümet Ağrı’ya üniversite kurma kararı aldı. Resmi kurumlar nezdinde yaptığımız önceki müracaatlarımız nedeniyle zaten bizim adımız geçiyordu. Bunun üzerine Başbakanımız, eğer hala istiyorsak üniversiteyi bizim yapmamızı önerdi. Biz de kabul ettik.
 
 
İsim konusuna gelince; benim herhangi bir talebim olmadı. Ağrı Dağı Üniversitesi isminin İbrahim Çeçen olarak değiştirilmesi konusunda ne devletten, ne de ilgili kurumlardan bir istekte bulundum. Ama bu takdir edildi. Sonuçta ne derler bilirsiniz, “Marifet iltifata tabidir”. Hem eğitim için böylesi bir yatırımı, harcamayı yapan kişiyi ödüllendirmek gerektiği düşünülmüş, hem de gelecekte katkı sağlayacak diğer kişilere, varlıklı ailelere örnek olması, teşvik edici olması açısından devlet böyle bir yol seçmiş oldu. Aslında devlet böyle bir yol seçerek beni ve ailemi önemli bir sorumluluk altına soktu. Eğer adım verilmemiş olsaydı belki de bir yerde yapılanlar duracaktı.
Üniversiteye adımın verilmesiyle yüklendiğimiz bu sorumluluğu üstlenerek gelecek yıllara da taşıyacağız. Üniversitenin gelecek yıllarda karşılaştığı ihtiyaçlarını İbrahim Çeçen ailesi olarak yerine getirmeye çalışacağız.
Böylesi bir yapının Türkiye’de ilk örneği Bolu’daki İzzet Baysal Üniversitesi’dir. Nitekim İzzet Baysal rahmetli olmuştur ama kurduğu vakıf ve ailesi üniversitenin her türlü ihtiyaçlarını gideriyor, gereken yatırımları yapmaya devam ediyor. Bu bizim için de geçerlidir. Biz de üzerimize düşen görevi devam ettireceğiz.
Benden sonra da çocuklarımın, bu sorumluluğun gereklerini yerine getireceğini düşünüyorum. Bu konudaki en büyük güvence de vakıftır. Vakfın önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
 
Üniversiteyi oluştururken nasıl bir yapı kurguladınız?
 
Üniversiteyi yapmak çok kolay olmadı. Özellikle Türkiye’de bir ‘kampüs’ yapmak ve bu kampüsü planlamak, projelendirmek, üniversitenin ihtiyacı olan fiziki yapıların kapasitelerini belirlemek, alt yapısını hazırlamak, peyzajını yapabilmek ve hayata geçirmek çok kolay bir iş değildir.
Çok enteresandır, ülkemizde bir kampüsün master seviyede planlanmasının yapıldığı bir ilimiz maalesef çok azdır. Kampüsler, ödeneklerin çıkış zamanlarına, rektörlerin inisiyatiflerine göre hep bölük pörçük, parça parça, yapılan birimlerden oluşur.
Bugün devlet üniversitelerine baktığımızda, hiçbirisinde büyük çaplı, baştan düşünülmüş bir ana plan olmadığını görürüz. Özel sektörün, vakıfların yaptıkları üniversitelerde ise olması gereken bu planlamayı görebiliyoruz. Ağrı Üniversitesi de devlet tarafında yapılmış olsaydı ne sağlıklı bir planlama yapılabilirdi, ne şu an olduğu kadar kaliteli binalar inşa edilebilirdi, ne de daha verimli bir peyzaj ve alt yapı gerçekleştirilebilirdi. Üniversiteyi yaparken, dünyadaki ve ülkemizdeki örnekleri inceledik. Bin dönümlük bir arazi üzerinde düşünülen üniversitenin geleceğe yönelik planlamasını yaptık, altyapısını oluşturduk, Rektörlüğün ve devletin talepleri doğrultusunda eğitim binaları inşa ettik. Bu eğitim binalarında her türlü imkan mevcuttur.
 
Diğer taraftan öğrencilerin sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif yaşantılarını sürdürebilmeleri ve geliştirebilmelerine olanak sağlayacak; yeme içme alanları, gezi yolları, açık ve kapalı spor alanları gibi eklentiler titizlikle planlanmıştır. Peyzaja çok önem veriyoruz. Özellikle bu benim arzum. Yapılan üniversitenin bir vaha gibi olmasına, yemyeşil bir ortama dönüşmesine çok önem veriyorum. Düşündüğümüz şekilde bir planlama ve beraberinde çalışmalar yapıldı. Burada rektörümüzün, uzmanlık alanı olması sebebiyle de verdiği emeklerine çok teşekkür etmek istiyorum. Peyzaj çalışmalarının kendini göstermesiyle birlikte, 3-5 yıl içinde üniversitemizin, kampüs alanının görülmeye ve örnek alınmaya değer bir şekle kavuşacağına inancım tamdır.
 
Gençlere önereceğim ve çok dikkat etmelerini istediğim bir başka önemli konu da dürüstlük ve iyi niyet. Bir başarı varsa ortada, arkasında mutlaka iyi niyet ve dürüstlük vardır. İyilik ve dürüstlüğün olmadığı bir hayat illa ki yanlış bir yola sapar. Özellikle de yanınızda çalışan insanlara karşı adil olmalısınız. Toparlarsak; çok çalışacaksınız, kendinizi geliştireceksiniz, dürüst olacaksınız.
 
Gençlik yıllarınıza dönersek, bize biraz o yıllardan bahseder misiniz?
 
Ben üniversite yıllarında, hatta eğitim yıllarımın tamamında çok zor şartlarda okudum. 50 yıl önce Türkiye’de var olan imkanlarla bugün sahip olunan imkanlar arasında çok fark var. Ama şunun bilinmesi istiyorum ki, biz tamamen yoksulluk içerisinde, yokluk içerisinde okuduk. Yurtlarımızdaki odalarımız çok sayıda arkadaşımızla paylaşıyorduk. Banyomuz yoktu, tuvalet bir taneydi. 10 günde bilemedin haftada bir şehirdeki bir hamama gidebiliyorsan ne mutluydu. Burs bulma imkanımız hiç yoktu. Özellikle fakir öğrenciler, örneğin ben, gündüz çalışıp gece okuyarak eğitimimizi sürdürebildik. Yani çok zor şartlarda tamamlayabildim üniversite hayatımı.
 
Gençlere neler tavsiye edersiniz?
 
Burada gençlere önemli bir şey söylemek istiyorum. Çok çalışmak hayatın gıdasıdır. Ömrünüz boyunca çok çalışmak zorundasınız. Çok çalışmadığınız zaman hiçbir noktaya varamazsınız, başarılı olamazsınız. Hiçbir başarı, şansla, rastlantıyla kucağınıza gelmez. Şans ancak siz çalışırsanız yanınızda olabilir. Dolayısıyla benim en büyük tavsiyem, çok çok çok çalışmanız olacaktır. İkinci bir önerim ise kendinizi geliştirmeniz olacaktır. Ben bu yaşıma geldim hala birçok konuda kendimde eksikler görüyor ve bu konularda eksikleri gidermeyi, kendimi geliştirmeyi bir görev sayıyorum. Dolayısıyla eksiklerinizi gidermeniz ve kendinizi geliştirmeniz konusunda, bireysel eğitiminizi hayatınız boyunca sürdürmelisiniz. Örneğin hala bir lisanı tam anlamıyla öğrenememişseniz, bunu ilerleyen yıllarda öğrenmek zorundasınız. Herkes kendi eksiğini bilir. Bu eksiği gidermenin yollarını araştırıp, bulacaksınız ve kendinizi eğiteceksiniz. Hayat artık çok hızlı yol alıyor. Kendinizi geliştirmezsin, hayatı yakalayamazsınız. Bu da sizi başarısız kılar.
 
Vakıf Yönetiminiz aile fertlerinden oluşuyor, bu konuda ne diyorsunuz?
 
Vakıf yönetimini özellikle ailenin gençlerinden oluşturdum. Sonuçta hepimiz faniyiz, günü gelince bu dünyadan göçeceğiz. Gençlerimizi şimdiden hazırlıyoruz. Benden sonra onlar devam edecek. İnşallah onlardan sonra da çocukları görevi devralacak. Umarım ki bu vakıf ilelebet üstlendiği misyonu yerine getirecektir.
 
İbrahim Çeçen Vakfı'nın hedeflerinden bahseder misiniz?

Vakfımızın çok daha geniş imkanlara sahip olmasını istiyorum. İmkan ne kadar geniş olursa hizmeti de o oranda fazla olacaktır. Dolayısıyla hep düşündüğüm vakfa nasıl daha çok gelir kaynağı yaratabiliriz, nasıl zenginleştirebiliriz. Vakfın zenginliği tabii ki gençlerimize yansıyacaktır. Daha çok öğrencimize burs vermek anlamına gelecektir. Biz kendi aile olanaklarımızdan, firmalarımızdan vakfa kaynak aktarırken vakfın da kendi ayakları üzerinde duracak projeleri gerçekleştirmesi gerekecektir. Vakıf gençleri ve toplumu kucaklayan daha anlamlı sosyal projeler gerçekleştirmelidir.

REPÖRTAJ

Geçen hafta telefonum çaldı, açınca karşımda
IC Holding’in patronu İbrahim Çeçen vardı. Çeçen bana “Hocam hep Bodrum’u yazıyorsun, yarın akşam Çeşme Marina’yı törenle açacağız, seni de aramızda görmek istiyorum” dedi. Ben de kendisine eğer bana Bodrum’dan her yaz yaptığım hafta sonu sohbetleri çerçevesinde röportaj verecekse geleceğimi söyledim. Çeçen “Hocam biliyorsun ben medyaya pek alışkın değilim, kendi işimde olan biriyim, röportajdan falan da anladığım yok” deyince, “Yok yok anlarsın” dedim ve atladım Çeşme’ye gittim. Açılış öncesi İbrahim Çeçen’le biraz sohbet edip, akşam diğer konukları olan bazı parlamenter arkadaşlarla da sohbet ettim. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın da iştiraki ile doğa ile bütünleşen ve Çeşme’nin geleceğini kurtaran Çeşme Limanı’nın açılışı yapıldı. Ertesi sabah da İbrahim Çeçen ile Marina’da hem kahvaltı yaptık, hem de röportajımızı gerçekleştirdik. Son yıllarda iş hayatında yıldızı parlayan, hem yurt içinde hem de yurt dışında değişik sektörlerde büyük montanlı işler yapan İbrahim Çeçen’le işte dobra dobra söyleşimiz.


* İbrahim Bey kamuoyu son yıllarda İbrahim Çeçen ismini gerçekleştirdiği projelerle sık sık duyuyor, ancak pek fazla tanımıyor. Kimdir İbrahim Çeçen?

1941 Ağrı doğumluyum. Liseyi Ağrı’da bitirdikten sonra 1959 yılında yüksek tahsil için Ankara’nın yolunu tuttum. Önce teknikerlik, sonra da mühendislik tahsili yaptım. Askerlik, ardından da 1966 yılında Bitlis Bayındırlık İl Müdürlüğü’nde mühendis olarak devlet memuriyetine başladım. 2 yıl sonra Bitlis Bayındırlık İl Müdürü oldum. 1969 yılında kendi isteğimle istifa ederek bir arkadaşımla birlikte Van’da serbest çalışmaya başladık, bir yıl sonra da Ankara’ya, bu kez çalışmaya gittim.

* Peki Ankara’da ilk ne iş yaptınız?

Maliye Bakanlığı’nın Ulus’taki binasının birinci kısım inşaatını alıp bitirdik. Ondan sonra da devlet ile taahhüt işleri yapmaya başladık.

Şu anda Azerbaycan’da Haydar Aliyev Müzesi inşaatı yapıyoruz

* Şu anda hangi sektörlerde iş yapıyorsunuz?

IC Holding’in bünyesinde ana sektör amiral gemimiz inşaattır. Bunun yanında Turizm ve Otelcilik, Enerji, Hava ve Deniz Limanları işletmeciliği, Catering hizmetleri ve sanayi iş kollarımız var.

* Yıllık cirolarınız ne kadardır?

Yurt içi ve yurt dışı olmakla beraber yıllık 1 milyara yakın bir ciroya sahibiz.

* Yurt dışında hangi ülkede ve ne işler yapıyorsunuz?

Azerbaycan’da inşaat işleri yapıyoruz. Dünyada bir benzeri olmayan Haydar Aliyev Müzesi inşaatını yapıyoruz. Hemen hemen dünyanın en büyük projesi. Burada iş merkezleri, kuleler yapıyoruz. Oradaki iş hacmi 1.5 milyar dolar. Azerbaycan’da da çok büyük bir kayak merkezi inşa ediyoruz.

Başarımızın en büyük nedeni oğullarımın benimle çalışmasıdır

* Kaç çocuğunuz var.?

4 oğlum var. En büyüğü Murat Çeçen; yurt dışı projeler, holding başkan yardımcısı ve turizm sektörünün de başkanıdır. Fırat Çeçen ise; inşaat şirketi ve enerji sektörüne bakıyor. Serhat Çeçen; turizm, hava ve Deniz Limanları İşletmesine bakıyor. İşletme grubunda da en küçük oğlum Salih var.

* Maşallah 4 oğlunuz da sizinle birlikte ve
herkes bir işle meşgul. Bu birlikteliğin başarınızda payı var mı?

Olmaz olur mu. Başarımızın en büyük nedeni budur.

* Kaç yılında evlenmiştiniz, eşiniz ne iş yapar?

1967 yılında Bayındırlık’ta çalışırken Nezahat Hanım’la evlendim. Nezahat Hanım öğretmendi. Nişanlanır nişanlanmaz işinden ayrıldı ve ev hanımlığı rolünü üstlendi. Nezahat Hanım Hataylı, Hatay mutfağından güzel yemekler yapar.

10 yaşındayken Ağrı’da kantarla askerleri tarttım çok para kazandım

* Çocukken günün birinde Türkiye’nin en büyük iş adamlarından biri olacağınız hayali var mıydı?

Ben müteşebbis ruhluyum. Çocukluktan beri hep yaratıcıyımdır. Günün birinde bir yerlere gelebileceğimi düşünüyordum.

* Çocukken bu girişimciliğinizi öngören bir fikriniz oldu mu?

Gülmeyeceksen sana 10 yaşındayken Ağrı’da yaptığım bir işi anlatayım. Henüz 10 yaşındaydım. Babamla birlikte babamın arkadaşı olan Bakkal Ömer amcanın dükkanına gitmiştik. Babam Ömer Amca ile sohbet ederken ben de bir içeride, bir dışarıda dolanıyordum.
Bir ara dükkanın önünde bir kantar gördüm. Aklıma hemen bir fikir geldi. Ağrı’da o dönemde askeri bir tümen vardı. Cumartesi ve pazar günleri askerler çarşı iznine çıkar. Cumhuriyet Caddesi’ne baktığınızda askerden her yer yemyeşil gözüküyordu. “Bakkal Ömer Amca” dedim. “Bu kantarını alıp cumartesi ve pazar günleri şu askerleri tartabilir miyim. Zavallı askerleri sevindireyim” dedim.
Ömer Amca de “Peki” dedi. Cumartesi ve pazar günleri o kantarı alıp Cumhuriyet Caddesi’ndeki caminin bitişiğine koydum. Önümde askerlerden kuyruklar oluştu. Para koyacak yer bulamıyordum. Bunu gören Ağrılılardan birkaç kişi daha koşup kantar aldı ve gelip benim yanımda iş yapmaya başladılar. Bu durumu Ömer Amca da görünce gelip kantarı benden aldı ve kendisi bu işi yapmaya başladı. Halen Ağrı’ya gittiğimde bakıyorum, o yerde son model basküller dizilmiş ve insanları tartıyor. Bu manzarayı görünce çocukluğumu hatırladım.

Bizim ailede torunlar dahil herkes sanat adına bir şey yapıyor

* İş dışında ne yaparsınız?

Ailece sanatçıyız. Eşim Nezahat Hanım resim yapıyor. Birkaç kişisel resim sergisi var. Ailenin Ankara’da IC Sanat galerisi var. Bizim ailede torunlar dahil herkes sanat adına bir şeyler yapıyor.

* Ankara’da okurken bana anlatabileceğiniz hiçbir anınız yok mu?

Çok güzel bir anım var. Bilmem anlatayım mı?

* Elbette anlatın...

Yüksek tahsilimi Ankara’da yaparken Ankara’nın Gençlik Parkı’na gitmek çok önemliydi. Burada çay bahçeleri ve gazinolar vardı. Ben de arkadaşlarımla akşamları gider dolaşırdım. Tabii öğrenciydik. Bütçem de o kadar iyi değildi. Bir gün baktım ki birisi karikatür yapıyor. Önünde de sıra bekleyen birçok kişi var. Karikatürcüye yaklaştım “Abi ben de iyi yaparım, sana yardım edeyim mi” dedim. Karikatürist şöyle bana baktı ve hadi git başımdan der gibi kafasını salladı. Ben ısrar ettim. “Peki, haydi şunu yap” dedi. Yaptım ve beğenildi. Karikatürist beni yanına oturttu, benim önümde de kuyruk oluştu. Her bir karikatürden 25 kuruş alıyordum biri bana, diğeri karikatüristin cebine. Ben de aldığım bu paralarla akşamları okul arkadaşlarıma çay bahçelerinde semaver çay ısmarlıyordum.

Ağrı bölgesinde 3 bine yakın öğrenciye burs verdim

* Ağrı’da isminizi taşıyan bir üniversite kuruldu. Nasıl oldu bu?

Tahsile çok önem veriririm. Holding olarak Ağrı bölgesinden 3000’e yakın yüksek tahsil yapanlara burs verdim. Bu bursiyerler arasında şu anda ülkenin değişik kesimlerinde hakim, savcı, doktor ve mühendisler var. Bu arkadaşları görünce çok mutlu oluyorum. Ağrı’da 1986 ve 1988’de iki tane okul yaptım.

* Üniversite nasıl oldu?

Erdoğan Teziç YÖK Başkanı idi. Kendisine başvurdum. Ağrı’da bir fakülte açmak için resmen başvurdum. Çok uğraştım. Hayır cevabı almadım ama bir türlü izin de alamadım. 3 yıl uğraştım. 2007 yılında Erdoğan Hükümeti Ağrı’da bir devlet üniversitesi kurdu. Benim de bu konuda arzum olduğu biliniyordu. İkinci bir yasa ile üniversitenin ismi İbrahim Çeçen Üniversitesi yapıldı ve beni de birtakım yükümlülüklerin altına soktu. Ailece karar verdik. “Bu işi süratle çözelim” diye. Çocuklarımdan da benden sonra devam edeceklerine dair söz aldım.

* Neler taahhüt ettiniz?

İÇ, İbrahim Çeçen Vakfımız var. Bütün Fakülte ve Yüksek Okulları bu vakıf yapacak. Başbakan Erdoğan da bu işi bizzat takip ediyor ve bizi teşvik ediyor. 2010 eğitim dönemine bir fakülte ve rektörlük binasını yetiştirdik. Açılışını Başbakan Erdoğan yaptı. Şu anda 2 fakültede 4200 öğrenci okuyor. Diğer fakülte ve meslek yüksek okullarından bazılarını bu yıl, geri kalanları da 2011 yılında bitirmeyi düşünüyoruz.

Benden sonra da çocuklarım ve torunlarım bu üniversiteyi geliştirmeye devam edecek

* Bu üniversitedeki öğrencileri görürken nasıl bir duygu hissediyorsunuz?

Kendi oğullarımı bu şartlarda görünce neler hissediyorsam, buradaki öğrencileri görünce aynı mutluluğu hissediyorum. Güzel bir dugu. Herkese tavsiye ederim. Bu ülkede ve yurt dışında birçok yatırım yaptım. En mutluluk duyduğum yatırım bu olsa gerek.

* Peki üniversiteyi bitirdiniz. İşiniz burada bitiyor mu?

Hayır... Ölünceye kadar, benden sonra da çocuklarım ve torunların bu üniversitenin gelişmesini ve her türlü ihtiyaçlarını karşılayacaklardır.

* Türkiye’de hangi yatırımlarınız var?

İstanbul-Eskişehir hızlı tren projesini Çinli ortaklarımızla beraber yapıyoruz. 2005 yılında aldık, yasal işlemleri çözdükten sonra 2009 yılında işe başlayabildik. 2011’de bitecek. Bu işin yatırım bedeli 1.3 milyar dolar. Çinli iş ortağımızın bu iş için 20 yıl vadeli yüzde 2.5 faizle finansmanını sağladık. Oysa devlet böyle bir parayı ancak yüzde 8’lerle bulabilirdi.

* Bu ihalede bir tek siz mi vardınız?

Hayır, birçok firma girdi. Bizim Çinli ortağımızın bulduğu bu avantajlı finansman nedeniyle biz kazandık.

* Başka hangi işleriniz var?

Enerjide ABD’li AES ile ortağız. AES, ABD’nin ikinci büyük enerji devi. Hava Limanları İşletmeciliğinde, Frankfurt Havalimanlarını işleten FRAPORT ile ortaklığımız var. Antalya Havalimanı’nı işletiyoruz. Kütahya-Afyon-Uşak arasında yapılacak Uluslararası Havalimanı işini de biz aldık. Henüz onay aşamasında.

Bomonti’debulunan Tekel binası otel olacak

* Enerjide ne yapıyorsunuz?

AES ile birlikte 18 HES var. Bunların kapasitesi 1.5 milyar kw/h. Bunlardan 5’i Erzincan, Konya, Karaman ve Çorum’da. 5’i de inşa halinde. Kemah’ta sadece bizim tarafımızdan 600 milyon kw/h üretecek baraj yapıyoruz.

* Ya turizm?

Antalya’da 3 otelimiz var. Belek, havalimanı ve Kundu’da. Toplamı 3000 yatak civarında. İstanbul Bomonti’de Tekel’in yerini aldık. 1500 yataklı bir otel ve kongre merkezi yapacağız. İnşaatına henüz başladık.

* Bu yılki yatırımlarınız neler?

Bu yıl yatırımlarda 1 milyar 120 milyon dolarlık kredileri tamamlanmış, başlanmış projelerimiz var. 300 milyon dolara Bomonti, 800 milyon dolara da enerji yatırımlarını tamamlayacağız.

Tayyip Erdoğan’la ilişkim diğer başbakanlar ile aynıdır

* Kamuoyu sizi Başbakan Erdoğan’a yakın bir iş adamı olarak görüyor. Başbakan Erdoğan’a yakın olmanız bu işleri almanızı kolaylaştırıyor mu?

42 yıldır Türkiye’nin birçok yerinde ve yurt dışında yatırım yapan iş adamıyım. Ben sadece Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde değil, Demirel, Özal, Yılmaz, Çiller ve Ecevit’in başbakanlığı döneminde de benzer işler aldım ve alnımın akı ile çıktım. Bana hiçbir dönemde ayrıcalık olmamıştır. Bu dönemde de olmamıştır.

* Peki neden Erdoğan’a yakın imajı var?

Eskiden özelleştirme ihaleleri basın ve TV’de görünmüyordu. Biz o zamanlar da alıyorduk fakat kimse İbrahim Çeçen ismini duymuyordu. Şimdi TV’ler ihaleleri açık yapıyor. Aldığımız her ihale kamuoyunun gündemine geliyor. İnsanlar “Kimdir bu İbrahim Çeçen” diyor. Fazla medyatik de olmadığım için insanlar merak ediyor. Sabiha Gökçen ihalesi 12 saat sürdü.
12 saat boyunca insanlar bizi TV’de fiyat artırırken gördü. Oysa benzer ihaleleri yılladır her başbakan döneminde alıyorduk. Kimse de İbrahim Çeçen ismini duymadı.

* Devletle hep mi çalıştınız?

Evet, devletle hep çalıştık. Her başbakan döneminde devletle kontratlar yaptık. Hem de yüksek meblağlı kontratlar. Bizimle ilgili tüm turizm tahsisleri Erdoğan’dan öncedir. 2001 yılında Mesut Yılmaz döneminde olmuştur. Yaptığım okulları da Mesut Yılmaz ve Kenan Evren açmıştır.

* Yani Başbakan Erdoğan ile ilişkileriniz size bir ayrıcalık getirmedi?

Başbakan Erdoğan ile ilişkilerim diğer başbakanlar ile aynıdır. En büyük ihaleyi CHP’nin SHP olduğu dönemde aldım. Erzincan’ı deprem sonrası yeniden alt ve üst yapıları ile donattım. Ve alnımın akı ile bu işten çıktım. O dönem hiçbir siyasinin bugün olduğu gibi katkısı olmadı. Bileğimin hakkı ile aldım. Aldığımız her işi en iyi şekilde ve zamanında teslim ederiz. Her başbakan da bu nedenle bize destek verir.

Eskiden sol görüşlüydüm, şu anda özgürlüklere, insan haklarına inanan liberal görüşlü bir iş adamıyım

* Başbakan Erdoğan’ı nasıl buluyorsunuz?

Tayyip Bey’in bir özelliği var. Bütün yatırımları birebir takip ediyor. 2003 yılında daha önceki dönemlerde 9.5 yıl süreyle işletmesi alınan terminaller, Erdoğan döneminde takibi nedeniyle 3.5 yıl içinde alındı. 11 ayda rekor bir sürede bitirdik. Bu proje AK Parti’nin ilk başlayan ve süratle bitirdiği projedir. Bu çalışmanın başarısı elbette AK Parti’nin ve Başbakan Erdoğan’ındır. Başbakan da bu nedenle bizi takdir ediyor. Bize asla ayrıcalık tanımıyor, böyle bir imkanı da yasal olarak yoktur.

* Erdoğan’ın icraatlarını nasıl buluyorsunuz?

Gördüğüm kadarı ile gelmiş geçmiş en çalışkan Başbakan Erdoğan. Ülkenin her yerine yatırım yapmak için çırpınıyor. Başbakan’ın uygulamalarını beğeniyor ve destekliyorum.

* Referandumu nasıl buluyorsunuz?

Keşke mecliste çözülseydi. Bu kadar çok sorunun olduğu bir ülkede iktidar ve muhalefet bununla vakit kaybetmeseydi. Benim oyum evettir.
n Öğrenci iken hangi ideolojiyi benimsediniz?
Sol görüşlüydüm. Şu anda da özgürlüklere inanan, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne inanan ve savunan biriyim. Liberal görüşlü bir iş adamıyım.
 

 

12788 defa okundu
Facebook | Twitter | Google | RSS
reklam ve iletişim : info@isinsani.com