Facebook | Twitter | Google | RSS
reklam ve iletişim : info@isinsani.com
26
Ekim


Remzi Gür - Gürmen Group

1968 yılında öğretmen okulunu bitirdikten sonra Londra’da babasının yanında terzilik yaptı. 
Gür ailesi, 1985 yılında birikimlerini Türkiye’de değerlendirmeye karar verdi ve Merter’de bir tesis açtı. Daha sonra memleketi Kastamonu’da fabrika kurdu. Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yaptığı Gürmen Group’ta Ramsey, Emilio ve KİP markaları bulunuyor. Remzi Gür, en çok da Başbakan’ın çocuklarına burs veren işadamı olarak tanınıyor.
  
Ramsey Giyim sahibi Remzi Gür'ün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a en yakın işadamı olduğu sır değil. 
Zaten Başbakan Erdoğan'ın çocuklarını okutanın da Remzi Gür olduğu biliniyor.
Ancak konumuz bu değil.
Odatv.com Remzi Gür ile ilgili haberler yapıyor.
Ve ne ilginçtir bu haberler hep Remzi Gür'ün "alımlarıyla" ilgili.
Remzi Gür kamuoyunun yakından bildiği bazı işadamlarının TMSF'ye düşmüş mallarını alıyor. 
Biliyorsunuz, son olarak Halis Toprak'ın Tarabya'daki köşkünü almıştı.
Almıştı almasına ama nedense Remzi Gür bu malları hep ucuza alıyor. İyi pazarlık yapıyor herhalde!
Remzi Gür'ün bu alımları TBMM gündemine de sık sık gelmeye başladı..
CHP Konya milletvekili Atilla Kart, TBMM’ye verdiği soru önergesiyle TMSF tarafından el konan şirketlerin satılan mallarının listesini istedi.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Kart’a gönderdiği cevapta; el konulan şirketlerin satılan malları ve satın alan kişilerin isimlerini açıkladı. Cem Uzan’a ait tablo ve antika eserleri Remzi Gür’ün aldığı belirlendi. 
Görünen o ki Remzi Gür, oldukça değerli sanat eserlerini yine çok ucuza almıştı.
En çok parayı “Osmanlı Sultanı” adlı yağlı boya tabloya yatırmıştı. Bu tablo için 32 bin lira veren Gür, ayrıca “Mısır’ın Fethi” tablosuna 11 bin 500, “Fatih Sultan Mehmet” tablosuna ise 12 bin lira ödedi. Gür, Hasan Rıza’ya ait hat levha kitabeye 13 bin, Sultan lll.Selim Tuğralı fermana 5 bin 500 lira ödeme yaptı.
l. Abdülhamid, lll. Mustafa ve lll. Ahmet tuğralı fermanlara da toplam 89 bin 500 lira veren Gür’ün satın aldığı eserler arasında, ederi 4 bin 500 lira olan metal üzeri altın kakma miğfer, 2 bin liralık bakırdan ibrik, iki adet Osmanlıca yazılı ipek mendil, Osmanlı İmparatorluğu armalı üç adet metal pano, iki adet de Hilye-i Şerif de yer aldı.
 
1971’de Londra’da, sıfır lira sermayeyle kurduğu konfeksiyon atölyesinden, Ramsey adında bir dünya markası çıkardı. Günde 2100 adet takım elbise üretiyor. Bunun yüzde 75’ini ihraç ediyor. Kastamonu’daki fabrikada ve İstanbul’daki merkezde toplam 1250 kişi çalışıyor. Eylül sonunda fabrikaya 7000 metrekare kapalı alana kurulu bir pantolon üretim tesisi ekleniyor. Gür, tüm bunların yanında iki yıldır Türk-İngiliz Ticaret ve Sanayi Odası’nın başkanlığını yapıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın yakın arkadaşı olmak nasıl bir şey? Kendinizi daha güvende hissetmenizi mi sağlıyor yoksa...

- Ben ne avantaj ne dezavantaj hissediyorum. Ama elbette bizim arkadaşlığımız normal bir arkadaşlık değil. İstediğiniz zaman istediğiniz anda telefon edemezsiniz. Canınız istediğinde gel görüşelim, beraber oturalım diyemezsiniz. Şartları sıkıntılı. Ama öyle bir arkadaşımın olması benim için şeref vesilesi. 

Sırdaş mısınız? 

- Başbakanla ne kadar sırdaş olunursa o kadar sırdaşız. 

Tanıştığınız ilk günü hatırlıyor musunuz? 

- Elbette. Tayyip Bey il başkanıydı galiba. Kartlaşıyorduk. O bize bayram kartı atmıştı, biz ona. Kısa süre sonra tanıştık. Daha sonra Belediye Başkanı oldu. Daha sonra malum hadiseler meydana geldi. Yurtdışına geldiği zaman misafirimiz oldu, karşıladık, ağırladık. 

Ekinlik Adası’ndaki yazlığın sırrı nedir? Neden Tayyip Erdoğan yaz tatillerini hep orada geçiriyor. Ekinlik’ten başka bir yerde dinlenemiyorum mu diyor?

- Hayır tabii ki o asla böyle bir şey demiyor. Biz dinlenmeniz lazım, yoruldunuz diyerek, davet ediyoruz. 

Peki neden Ekinlik’ten başka yerde tatil yapmıyor? 

- Biz birbirimize çok yakınız da ondan. Çoluğu çocuğu ve eşi ile birlikte herhangi bir sorun yaşayacağını düşünmediği için bizi tercih ediyor. Zaten günlük hayatta hanımlar da çocuklar da arkadaş, görüşüyorlar. Ekinlik çok kalabalık değil, günlük hadiselerden biraz daha uzak, hayatın curcunasından kopuyor oraya geldiğinde. Çok da fazla kalmıyor. Bu sene hepi topu iki gün kaldı. 

Siz o yazlığı ne zaman aldınız?

- 1987’de. Bütün ada 4 kilometrekare. 150-200 hane var. İmkanları kısıtlı. Suyu yok, ulaşımı yok, çok büyük kumsalı yok. Mevsimi de uzun değil. Ben her yıl en az bir ayımı orada geçiriyorum. 

BOŞ VERİN, KONU ÇOKTAN ESKİDİ

‘Bu devlet Apo’ya burs vermiş ben Tayyip’in çocuklarına vermişim çok mu’ dediğiniz için uzun süre gündemde kaldınız. Bu konuyla gündeme gelmek sizi çok üzdü mü? 

- O dönemde basın hedef saptırdı. İbadetle ticaret gizlidir. Biz bu işi yapmışsak ya da yapıyorsak bu şahsımızla alakalıdır. Toplumu çok fazla ilgilendirdiğini düşünmüyorum. Çok abartıldı. Belki biz de haddini aşan bir şey söyledik. Pek öyle olduğunu da zannetmiyorum ama. Neyse boş verin, konu çoktan eskidi. 

Sizce Başbakan ve hükümeti başarılı mı? 

- Başarılı olurlarsa devam ederler, başarısız olurlarsa giderler. Onları başarılı ya da başarısız ilan etmek bana düşmez. Ben ancak ekonomik gidişatı değerlendirebilirim. Ekonomi eskiye oranla çok iyi durumda. Daha iyi olabilir mi? Tabii ki olabilir. 

Türkiye’de gündem çok sıcak. Yürüyüşler düzenleniyor, sergiler basılıyor... Başbakan bir tabuyu yıktı ‘Kürt sorunu’ dedi. Sizce gidişat nasıl?

- Türkiye’nin huzur ve refah içinde yaşaması hepimizin isteği olması lazım. Ben 35 senedir İngiltere’deyim. Hiçbir azınlık İngiltere’de şu veya bu sebepten dolayı bir huzursuzluk çıkarmadı. Sistemde bir yanlışlık varsa düzeltilir devlet işler. Ben de eminim Türkiye Hükümeti sistemdeki eksikleri giderecek, herkes huzura kavuşacak. Birbirimize sövmek, birbirimizi dövmekle bir yere gidemeyiz. 

Siyasilere çok yakınsınız ama ‘Asla siyasetçi olmam’ diyorsunuz. Neden siyasete bu kadar tepkilisiniz? 

- Mutfağa her yakın olanın illa yemek yapması gerekmez. ‘Ben siyasetçi olmak istiyorum’ deyip akşamdan sabaha siyasetçi olunmaz. Avrupa’da siyasetçi olacak insanlar ortaokuldan sonra yetiştiriliyor. Bizde tombaladan çıkıyor. Yazık oluyor, yanlış oluyor.

Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı’nın İngiliz Parlamentosu’nda reddedilmesi konusundaki lobi faaliyetlerine katkınız oldu, bu da siyaset değil mi? 

- Bu ‘çok iyi yüzücü değilim’ demeye, denize düşünce de yüzmeye benziyor. E ne yapayım boğulsa mıydım? Ticaret Odası’nın başkanı olmam, İngiltere’deki Türk toplumunun ileri gelenlerinden sayılmam nedeniyle ben bu işi kendime vazife edindim. Biz meselenin İngiltere Parlamentosu’nda konuşulmasını sağladık. İrlanda lordu söz aldı ve şöyle dedi: ‘Ermeni meselesinde Türkiye’nin tezleri doğrudur. Ve Türkiye Kıbrıs meselesinde haklıdır.’ Ben bu noktada hedefimize ulaştığımızı düşünüyorum. Şimdi de Mavi Kitap için çalışmalarımız sürüyor. İnşallah onda da hedefimize ulaşacağız. 

Türkiye’de neden oy kullanamıyorsunuz: Çünkü yurtdışında yaşıyorum. İkametgahım Londra’da. Yurtiçinde altı aydan fazla oturmayanların oy hakkı yok. 

Çifte vatandaşlığınız var mı: Evet. 

Oy verememek sizi rahatsız ediyor mu: Yooo.. Biz her yerde Türküz her yerde Türkiyeliyiz. 

İngiltere’de Muhafazakarlara mı İşçi Partisi’ne mi oy veriyorsunuz: O bana kalsın.

Önceden A partisine oy verip, sonra B partisine oy verdiğiniz oldu mu peki: İnsanlar her zaman değişime açık olmalıdır.

En büyük kahraman karım

Hikayeniz nerde başlıyor? 

- Kastamonu’nun Abana ilçesinde. Orada doğdum. İlkokulu Abana’da bitirdim. Ortaokulu ve liseyi Kastamonu’da okudum. Beş kardeşiz. En büyük benim.

Kastamonu’dan Londra’ya uzanan uzun bir yol sizinki. Londra’ya sizi hangi rüzgarlar attı? 

- Babam terziydi. Kastamonu’nun ileri gelenlerine ısmarlama takım elbise dikiyordu. Ben lise sondayken o çalışmak için İngiltere’ye gitti. Hukuk fakültesini kazandım ama gitmedim, öğretmen okulu sınavlarını verip öğretmenliğe başladım. Zordu Anadolu’da öğretmenlik. Bir yıl kadar yapabildim. Babam ‘Gel, burada üniversite oku’ deyince, soluğu İngiltere’de aldım. Lisan kursuna gittim, yarı zamanlı bir tekstil fabrikasında çalışmaya başladım. Sonra işletme fakültesine girdim. O sırada küçük bir konfeksiyon atölyesi açma imkanımız oldu. Kıbrıslı bir ortağım vardı. Onun da adı Remzi’ydi. 

Kendi işinizi 1971’de sıfır sermaye ile kurduğunuz söyleniyor... 

- Doğrudur. Atölyeyi parasını üç ay sonra ödemek üzere kiralamıştık. Kaybedecek bir şeyiniz olmayınca gözü kara oluyorsunuz. Girişimciydim. Kendime bir hedef koymuştum. Kıbrıslı ortağımın sektör hakkında bilgisi benden daha fazlaydı. Zamanla açığı kapadım. Sermaye oluşumunu da sağladım. 1,5 sene sonra ortak ile yollarımız ayrıldı. Üniversite arada kaynadı, bitiremedim. Askerlik sonrası konfeksiyona devam ettim. Ama 1985’te ani bir kararla Türkiye’ye döndük.

Neden? 

- Birincisi, çocuklarımın Türkiye’de okumalarının daha iyi olacağını düşündüm. İkincisi, Türkiye’ye yatırım yapmak istiyordum. Çünkü İngiltere’de işçilik çok pahalı, Türkiye’de ucuzdu. Merter’de şimdi merkez binası olarak kullandığımız yeri o zamanlar yaptık. Önce Karabük’te sonra da Kastomonu Araç’ta birer fabrika kurduk. Büyük kızım üniversite çağına gelince tekrar İngiltere’ye döndük. 

İngiltere’ye dönmenizdeki tek neden kızınızın üniversite çağına gelmesi mi? 

- Değil tabii. Doğrusu Türkiye’de beklediklerimi bulamadım. Özüne saygılı, örf ve adetlerine bağlı, geleneksel bir ortam bulacağımı düşündüm. Ama o ortamı bulamadım. Değerlerimizi yitirmiştik. 

Çoluk, çocuk Londra’ya taşındınız yeniden öyle mi?

- Evet. Bizim üç çocuğumuz var. İngiltere’ye ilk gidişimde zaten sözlüydüm, 1973’ te evlendim, karım da Abanalı. En büyük kız İstanbul’da ihracatın başında. Oğlum ve küçük kızım Londra’da. Kızım reklamcılık okudu, mastır yapacak. Oğlan Londra’da inşaat işi yapıyor. Ama en büyük kahraman eşimdir. Sanat Enstitüsü mezunudur. Eskiden üretimle tek tek ilgilenirdi. Heyecanını işe yansıtır, herkesi motive ederdi. Şimdi ev hanımı. 

KEBABI SARHOŞ YEMEĞİ OLMAKTAN KURTARACAK

Londra’da Türklerin birçoğu döner ve şiş kebap satıyor. Fabrikadan hazır alıyor, otomatik makineye takıyor, satıyor. Dükkanlar ucuz, dekor ucuz, çalışanların çoğunun saçı sakalı birbirine karışmış, tırnakları pis. Öğlen açıyor, gece yarısına kadar çalışıyorlar. Bardan çıkan insanlara yemek satıyorlar. Müşterilerinin çoğu sarhoş. Yediği yemeğin değerini bilmiyor. Benim düşüncem şuydu: Dükkanlar sabah onda açılsın, akşam on birde kapansın. Temiz ve lezzetli Türk yemeği satılsın. Bu işin İngiltere’deki yıllık cirosu 6 milyar sterlin. Kebabı, Türk imajıyla birlikte kaliteli bir şekilde sunarsak kalıcı oluruz.

İSTESEM LONDRA’DA KILIÇLA DOLAŞABİLİRİM

Londra’da, ‘fahri hemşerilik ve dokunulmazlık beratı’ dediğimiz Freeman Onur Ödülü’nü aldınız. Sizden başka Sultan Abdülaziz’e ve Bolulu işadamı Kazım Akkuş’a da verilmiş!

- Topluma faydalı olmuş kişileri onore etmek amacıyla veriyorlar. Thatcher, Churchill ve Mandela’ya da verilmiş. Ben Regent Street’te mağaza açtığım için ödül aldım. 

Bu ödül sayesinde asılırken ipek ip tercih etme, milli kıyafetle dolaşma gibi özel haklarınız olduğunu öğrenince tepkiniz ne oldu?

- Güldüm. Daha neler var bir bilseniz? Bizim içinde bulunamayacağımız bir olay ama mesela sarhoş oldunuz, bağırdınız çağırdınız, polis de sizi karakola götürmek istedi, kendi arabanızla, kelepçe takmadan gidebiliyorsunuz karakola. İstersem Osmanlı gibi sarık takıp, kaftan giyip, kılıçla dolaşabilirim herhalde. 

AVLANDIĞIM ZAMAN EVDEKİLER BENİMLE KONUŞMUYOR

Padişah resim ve minyatür koleksiyonum var. 10 yıldır topluyorum. Yürüyüş yaparak, balık tutarak ve yüzerek dinleniyorum. Bir ara avcılık da yaptım ama bıraktım. Bir gün bir ördek vurdum geldim. Tüylerine baktım o kadar güzel ki... Benim bunu vurmaya ne hakkım var dedim, üzüldüm. Zaten karım ve çocuklar avlanmama çok karşı çıkıyorlar. Ördek vurduğum zaman 2-3 gün benimle konuşmuyorlar.  
8360 defa okundu
Facebook | Twitter | Google | RSS
reklam ve iletişim : info@isinsani.com