Facebook | Twitter | Google | RSS
reklam ve iletişim : info@isinsani.com
25
Temmuz


Yavuz Altop - Yataş

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olan Yavuz Altop 1939 Kayseri doğumludur. İngilizce biliyor, Intisetçı ,Suntaş Sünger Sanayi A.Ş. kurucusu ve genel müdürü. Evli ve iki çocuğu var.

• İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olan Yavuz Altop, New York Üniversitesi’nde işletme master’ı ve iktisat doktorası yaptıktan sonra Türkiye’ye gelip akademik kariyer yapmayı planlıyormuş.
• Ancak her Kayserili gibi o da bir anda kendini askerdeyken bile ‘Hangi sektöre yatırım yapsam, hangi sektörde gelecek var’ araştırması yaparken bulmuş.
• Üniversitedeki arkadaşlarının da “Yanlış yoldasın, Kayserili ilim yapmaz ticaret yapar. Ticareti düşün” tavsiyesi de eklenince Altop, yedek subaylık sürecinde sünger konusunda araştırmalar yapmış ve o yönde yatırım yapmaya karar vermiş.
• Bunda akademik kariyeri destekleyecek bir aile birikiminin olmaması da etkili olmuş: “Öğretim görevlisi olmak ideal meslek olmakla birlikte gördüm ki zengin aileden gelmek lazım” diyor Altop.
• 1976’da Süntaş’ı kuran Altop ve ortakları, 1980’de Yataş markasıyla yatak üretmeye başlamış. 1987’de yorgan üretimine geçince Yataş markasını şirket unvanı yaparak Yataş A.Ş’yi kurmuşlar. 1996’da Yataş halka açılarak kurumsallaşma yolunda önemli bir adım atıldı.

 

İç pazar satışlarında yaklaşık yüzde 20’lik düşüş… Fransız ortağın durduğu siparişler… Ertelenen yeni yatırımlar… Mobilya ve ev tekstili devi Yataş krizde büyük bir sınavdan geçiyor… CEO Yavuz Altop’un işi zor... Ancak o ne moral bozuyor ne de “kriz tasarrufu” yapıp istihdamdan kısıyor…

"Fransız ortağımız üç aydır sipariş vermiyor"

Yataş’ın Fransız mobilya devi Cauval Industries’le işbirliğine gitmesi Türk mobilya sektörü için önemli bir adımdı. İki şirketin yüzde 50-50 ortaklıkla kurdukları Valya Mobilya adlı şirket üretimini Yataş’ın fabrikalarında yapacak ve bu ürünler Avrupalıların evlerini süsleyecekti. Her iki taraf da bu işbirliğinden son derece umutluydu. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. 2008’de finansal krizden önce yükselmeye başlayan petrol fiyatları işbirliğini zora sokarken, kriz son darbeyi vurdu: Kasım 2008’de siparişler durduruldu.

Yataş’ın CEO’su Yavuz Altop ağır aksak ilerleyen işbirliğini değerlendirirken son derece serinkanlı. . Ortaklarıyla hiçbir sorunlarının olmadığını, durumun  mevcut konjonktürden  kaynaklandığını söylüyor. Altop’a göre ekonomide yaşanan en ufak iyileşme siparişleri de geri getirecek. Yavuz Altop’la krizin mobilya ve ev tekstili sektörüne etkilerini ve yeni dönemle ilgili stratejilerini konuştuk.

Krizde Fransız ortağınızın ihracat desteği olmaması sizi nasıl etkiledi?
Öncelikle şunu söylemeliyim, ihracatın faydası sadece döviz kazanmak değildir, daha önemli kazançları vardır. Avrupa ve Amerika’daki ihracat müşteriniz sizin o ülkelerdeki, kulağınız, gözünüzdür. Oradaki gelişmeleri size aktarır, örnekler getirir, ürün çeşitlemesi sağlarlar. Bu sayede trendi yakalarsınız. Biz de bu dönemde aynı desteği ortağımızdan gördük.

İhracatın ne kadarını onlar kanalıyla yapıyordunuz?
Ortalama yüzde 20’sini... 2008’de bu faaliyette bir yavaşlama oldu. Bunun başlıca nedeni petrolün varil fiyatının 150-160 dolarlara tırmanmasıydı. Çünkü navlun maliyetleri anormal derecede arttı. Fransız ortağımız: “Yataş’la işbirliği yapmamızın ana nedeni Türkiye’deki üretim maliyetlerinin düşük olmasıydı. Ürün kalitesi ve termin konusundan hiçbir şikayetimiz yok ama navlunlardan dolayı avantaj ortadan kalktı” dedi. Bunun üstüne bir de global kriz gelince kötü oldu. Onlar Avrupa’daki fabrikalarında da üretim kapasitelerini düşürdüler. Şimdilik ihtiyaç duydukları ürünleri fabrikalarında üretiyorlar. Ama durum değiştikçe bize sipariş vermeye devam edecekler.

Şu aşamada mal alımını tamamen durdurdular mı?
Evet durdurdular. Bunu da normal karşılamak lazım, ben onlara istediğim kadar mal vereyim, sonuçta satmaya yönelik alıyorlar, satamayınca neden alsınlar? Ekonominin yeniden çalışmaya başlamasıyla ortağımızla çalışmaya devam edeceğiz.

Kaç aydır alım yapmıyorlar?
Kasımdan itibaren satışlar durdu. Oysa onlarla birtakım yeni ürünler üzerinde çalışmıştık. Fakat bu projeleri canlanma işaretleri alınmaya başlar başlamaz devreye alacağız. Ayrıca bizim onlarla lisans anlaşmalarımız var. Bu durum ortaklığımızda sorun olduğu anlamına gelmiyor, kriz ortadan kalkarsa işbirliğimiz devam edecek.

Bu durum moralinizi bozmadı mı?
Her zaman optimistlik pesimistlikten daha iyidir. Zaten görevimiz itibariyle tepe noktalarda bulunduğumuz için moralimizin yüksek olması lazım. Çalışanlarımızın psikolojisinin bozulmaması için bizim neşemiz yerinde olmalı. 2001 krizinde de aynı ruh halindeydim. 30 yıllık sanayicilik hayatımda çok krizler gördüm. Hepsini de Allah’a şükür geçirdik, zaman zaman kendime “Bu da geçer Yavuz Altop” diyorum. Böylece stresi yenmeye çalışıyorum.

Gelelim iç piyasaya… Kriz iç piyasa satışlarınızı nasıl etkiledi?
Bizde mevsimselliğin etkisi yoğun olarak görülür. Aralık’ta başlayan durgunluk, mart ayı sonuna kadar devam eder. Bu durgunlukta en büyük faktör hava şartlarıdır. Tüketici çok zorunlu olmadıkça alışverişe çıkmaz. Nisan, mayıs ve haziran ayları bizim için en güzel mevsimdir. Yazlık evlerin ihtiyacı karşılandığı için talep artar. Ağustos-eylül ayları da yüksek sezondur. Kasım itibariyle düşüşler başlar. Bu yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre satışlarda yüzde 15-20 düşüş bekliyoruz. Zaten Aralık’tan itibaren bunu yoğun olarak hissettik.

Krizin yarattığı olumsuz etkiyi bertaraf etmek için neler yapıyorsunuz?
Aralık itibariyle yurtdışı toplu projelere yöneldik ve beş yıldızlı otel zincirlerinden iyi projeler aldık. Şu anda elimizde ihracata yönelik 10 milyon dolarlık toplu proje var. Düşüşü kısmen bununla tolore edeceğimizi umut ediyoruz. Şimdilik toplu projeler nedeniyle büyük sıkıntılar yaşamıyoruz.

İhracatta durum nasıl?
Kurlar kasımdan bu yana yüzde 30 değer kazanarak yıllardır istediğimiz seviyeye nihayet geldi. Ancak ihracat yapacağımız ülkelerde talep düşüşü başladı. Krize alışık olmayan yurtdışı pazarlarda aşırı bir tedbir durumu var. Bu nedenle satın almalarını erteliyorlar. Ancak hükümetler talebi canlandırmaya yönelik çok önemli tedbirler alıyor, bu tedbirlerin olumlu yansımaları mutlaka olacaktır.

İç pazarda talebi en fazla ne canlandırır?
En belirgin etkiyi IMF ile yapılacak bir anlaşma sağlar. Hükümet zaten ana noktalarda anlaşmaya yakın. İmza süresi bir miktar uzatılmaya çalışılıyor. Mahalli seçimler nedeniyle hükümetin Şubat sonundan önce imza atma yönünde bir tavrının olmayacağını tahmin ediyorum. Zaten anlaşma noktasına gelinmiş olması bile piyasada müspet etkisini göstermeye başladı. Ayrıca biz anlaşmayla birlikte mevsimsel olarak sezona da girmiş olacağız.

İç pazardaki daralma nedeniyle üretimi kıstınız mı?
Tabiî ki yüzde 15-20 bir düşüşten söz ediyoruz. Bunun etkisiyle kapasite kullanımlarında kısmen düşüşler olabilir. Toplu projelerle bunu telafi etmeye çalışıyoruz. Ayrıca 2001 krizinde gündemimize aldığımız verimlilik çalışmalarının bugün çok faydasını görüyoruz.

İç pazarda satışlarınızın düştüğünü söylediniz, Fransız ortağınız da Kasım’dan bu yana sizden alım yapmıyor. Bu durumda 2009 için nasıl bir projeksiyon belirlediniz?
Global krizin etkilerini dikkate alarak 2008’de gerçekleşen bütçeleri baz aldık. Bunun üzerine bir artış koymayı doğru bulmuyoruz. Her üç ayda bir gelişmeleri izleyerek hedeflerimizi revize edeceğiz. Büyük hedefi küçültmek zordur ama küçüğü büyütmek çok kolaydır. Olumlu koşullar oluştuğunda fabrikalarımız ve kapasitelerim hazır. Bu yıl yüzde 20-25’i ihracattan olmak üzere toplam 150 milyon TL ciro hedefliyoruz.

Yatırım planlarınızı da ertelediniz mi?
Her firma gibi bizim de yatırım projelerimiz vardı. Zaten her yıl belli oranlarda yatırım yaparız. Ancak bu yıl için planladığımız 5-6 milyon TL’lik yatırım projelerimizi dondurduk.

Tüm bu olumsuz gelişmeler istihdam planlarınızı değiştirdi mi? Eleman çıkarmayı düşünüyor musunuz?
600 bayimiz, 150 Yataş Home şubemiz var. 1400 kişiye ise doğrudan iş imkanı yaratıyoruz. Yani bayi ağımızla birlikte beş bin kişiye istihdam imkanı sağlıyoruz. Bu, bizim en büyük sorumluluğumuz. Bayilerimize krizle birlikte her türlü desteği sağlıyoruz. 2001 krizinde de hiçbir bayiimizle ilişkimiz kopmadı, bu krizde de kopmayacak. İlişkilerimizi hep sıcak tutmayı tercih ediyoruz.

Yani eleman çıkarmayı düşünmüyorsunuz?
Eleman azaltmayı düşünmüyoruz. Zaten biz yıllar itibariyle norm kadroya kavuştuk ve onu da muhafaza etmek hedefindeyiz. Tüm çalışanlarımızla sıkı bir dayanışma içindeyiz.  Bu krizi de atlatacağımız güvencesini onlara vermeye çalışıyoruz. Ama ne var ki yeri geldiği zaman birazcık fedakarlık yapmalarını isteyeceğiz. Bu noktada anlaştık. Örneğin diyeceğiz ki ‘bu hafta iş az, cuma günü gelmeyin.’ Onun karşılığında maaşlarını tam olarak ödeyeceğiz. Fakat onlardan alacaklı olacağız. İş açıldığında elemanlarımızı mesaili çalıştırırsak, onlardan mesai yönünden alacaklarımı kullanabilmeliyim. İşçi çıkarmamak konusunda son derece hassasım.

Oysa krizlerde ilk vazgeçilen kalem şirketlerin insan kaynakları oluyor…
Biz, ailemizde ticarete atılan ilk nesiliz. Benim babam işçiydi, diğer ortaklarımın babaları da emekleriyle hayatlarını kazanan kişilerdi. Bugünlere sıfır noktasından geldik.  Osmanlı’dan Türkiye’nin aldığı en önemli problem işsizliktir. Bu problemi hala çözebilmiş değiliz. ‘Tanrı kimseyi işsiz bırakmasın’ diye düşünüyorum. Benim en büyük gururum ve zevkim, akşam olduğunda perdenin arkasından servis arabalarını izlemektir. Bu insanlara iş imkanı yaratıyor olmak çok büyük bir gurur.

Yürüyüşle stres atıyor
Kriz stresi atmak için neler yapıyorsunuz?
Öncelikle kendime sık sık “Bu da geçer Yavuz Altop yılmayacaksın, moralini bozmayacaksın” diyorum. Bunun yanı sıra sporumu yaparım. Yürüyüş yapmayı seviyorum, yürüyüş arkadaşlarım var, onlarla birlikte hava güzelse dışarıda bir saat yürürüm. Eğer hava iyi değilse evde yürüyüş bandında yarım saat yürürüm.
Sağlıklı beslenmeye özen gösteriyorum. Sebze ağırlıklı beslenmeye çalışıyorum.

Emeklilik planları yapmaya başladınız mı?
Çocuklarım bu yıl eğitimlerini tamamlayarak Türkiye’ye dönecek. Zaten diğer ortaklarımın çocukları yani ikinci nesil işe başlamış durumda. Bunların intibaklarını görerek yavaş yavaş kenara çekilmeyi arzu ediyoruz. Çünkü hayat hep çalışmak değildir. Şu anda elimize bir tabak almışız gibi hissediyoruz, ‘elimizi çekersek acaba tabak düşer mi’ diye tereddüt ediyoruz. İkinci nesil o tabağı elimizden alıp taşırsa kenara çekiliriz. 

4046 defa okundu
Facebook | Twitter | Google | RSS
reklam ve iletişim : info@isinsani.com